KE, uzun yıllar asemptomatik seyredebilen paraziter bir hastalıktır.
Özellikle hayvancılığın yaygın olduğu ülkelerde
insidansı yüksek olarak bulunmuştur. Ülkemizde Altıntaş ve
ark,
3 sero-epidemiyolojik KE araştırmalarında prevalansı
291/ 100 000 olarak saptamışlardır. Klinik bulgular diğer
sistem patolojileriyle karışabilmektedir. Hastalığın erken dönemde
tanısının konulması, cerrahi ve kemoterapi etkinliğini
arttırması bakımından büyük önem taşımaktadır. Serolojik
yöntemler, hastalığın erken tanısında ve tedavi sonrası takibinde
önemli yer tutmaktadır.
Ülkemizde KE tanısına yönelik birçok çalışma bulunmaktadır
3,8. Türkiye genelinde yapılan çalışmalarda hastalığın kadınlarda
daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir. Ertabaklar ve
ark 8 KE olgularını değerlendirdikleri çalışmalarında; hastaların
%58,2'sinin kadın, %41,8'inin erkek olduğunu; Malatya
bölgesinde yapılan bir çalışmada; Tevfik ve ark 11 hastalığa
kadınlarda %57,75, erkeklerde %42,25 oranında rastladıklarını
bildirmişlerdir. Canda 6 da araştırmasında benzer şekilde
olguların %60'nın kadın, %40'nın erkek olduğunu saptamıştır.
Bu çalışmamızda, laboratuvarımıza KE şüphesiyle başvuran
hastaların %64'ünün kadın, %36'sının ise erkek olduğunu ve
KE nedeniyle operasyon geçirmiş hastalarda da cinsiyet dağılımının
benzer olduğunu saptadık. Buna göre, elde ettiğimiz
sonuçların diğer çalışmalarla uyumlu olduğu görülmektedir.
Ülkemizde KE ile ilgili yapılan çalışmalarda hastalığın her
yaştan insanda görülebildiği, bununla birlikte özellikle çocukluk
yaşlarında alınan enfeksiyon etkeninin 20-50 yaşları arasında
klinik tablo oluşturduğu bildirilmiştir 8,9. Araştırmamızda
laboratuvara başvuran hastaların yaşlarının 2 ile 92
arasında değiştiğini, kesin KE tanısı alan hastaların % 72'sinin
ise 20-60 yaş grubunda olduğunu saptadık. Bu sonuçlar, hastalığın
zaman içinde oldukça yavaş ortaya çıktığını desteklemektedir.
KE'de organ lokalizasyonunun en sık karaciğer (%50-54),
ikinci sıklıkta akciğer (%35-40) olduğu ve diğer organlarda
yerleşimin daha az sıklıkla (%11) görüldüğü bilinmektedir
10. Ertabaklar ve ark 8, araştırmalarında KE olgularının
%66,4'ünde kistin karaciğerde, %21,66'sında akciğerde ve
%0,83'ünde dalakta yerleşim gösterdiğini tespit etmişlerdir.
Ertuğ ve ark 9 , Aydın ve çevresinde yaptıkları çalışmalarında
karaciğer lokalizasyonunun %89,3 ile birinci sırada, akciğer
lokalizasyonunun ise %7.1 ile ikinci sırada yer aldığını
bildirmişlerdir. Bu çalışmalarda olduğu gibi bizim çalışmamızda
da, KE ön tanısıyla operasyon geçiren olgular arasında
en sık tutulan organlar sırasıyla karaciğer (%70) ve akciğer
(%11) olarak gözlemlenmiştir.
Çok kompleks bir antijenik yapıya sahip olan E. granulosus'a
karşı oluşan antikor yanıtını %100 saptayan testler bulunmamaktadır,
bu nedenle farklı hasta gruplarında seronegativitenin
%3-40 arasında değiştiği bildirilmiştir 7. Ayrıca, operasyon sonrası tam iyileşme gösteren KE hastalarının antikor düzeylerinin
azaldığı bilinmektedir 12. Araştırmamızda, KE tanısı
kesinleşmiş hastaların operasyon sonrası farklı zamanlarda
alınan serumlarına uyguladığımız serolojik testlerle, 24'ünde
ELISA ve IHA sonuçlarının negatif olduğu gözlendi. Bu sonuç
KE hastalarının antikor düzeylerinin operasyon sonrasında
zaman içinde düştüğünü göstermektedir. Tanıda bilinen bütün
serolojik yöntemlerden yararlanılabilmekle birlikte, değişik
tekniklerden alınan sonuçların her zaman birbiriyle ve hasta
kliniği ile uyumlu olmadığı görülmektedir. Sonuç olarak
KE'nin serolojik tanısında duyarlılığı yüksek en az iki testin
uygulanmasının önemli olduğu ve test sonuçları arasında uyumsuzluğun
olduğu durumlarda bunlara ek olarak daha ileri
tetkiklerin yapılmasına ihtiyaç olduğu kanısındayız.